Tatmin

Bugün zam aldım. Ay neyse elektrik faturasını aradan çıkarttık. Üniversite sınavını kazandım. Beklediğim visa onayı geldi. Kredim çıktı.Tahlil sonuçlarım iyi çıktı. Eşim yıl dönümümüzde bana şöyle taşlı bir yüzük aldı. Yıllardır beklediğim yatırımım prim yaptı. Sevdiğim rock grubu hit oldu. Biri bizi şeediyor yarışmasında favori karakterim “kodu ve oturttu”. Takımım şampiyon oldu. Biri bana güzel bir söz söyledi. Biri yaptığım bir sanat eserini beğendi. Biri benim attığım bir gönderiye like verdi. Biri benim vücudumu beğendi. Oh be kredimin son taksidini de ödedim. Çocuğun okul parasını da ödeyebildim.

Çok büyük ve çok küçük insanların hayatında, insan kavramını sorgulamayı unuttuğumuz bu günlerde tatmin nesnelerimize bir bakmak istedim.

Öyle yapılarız ki, bir süre bir şey kıt olursa, o şeyle karşılaşmamızın ilk etkisi o şeyin galaksinin en önemli olgusu gibi davranmamız oluyor. Hormonlarımızın payı büyük tabi, seratonin, dopamin vs…Bu mekanizmanın o önem verdiğimiz unsurların nasıl bizi bir “mutluluk” balonuna aldığını, sonra o balonu kendi ellerimizle nasıl patlattığımızı deneyimlemek gerekebilir. Bu mekanizmada “tatmin” arayan/bulan bireyler, yeni bir balon yaratıp hayatlarını yaşıyor, ölüyorlar.

İlk paragraftaki her durum, rölatif olarak bir tatmin unsuru da, ne kadar geçici oldukları önemli. Sanırım her tatmin butonuna basıldığında yeni bir nice tatminler algoritmasına yelken açıyoruz.

Tepkileri incelediğimde mutluluk ve tatmin kavramlarının ne kadar geçici ne kadar referansa muhtaç olduğunu gözlemledim, naçizane. Buradan çot diye mutluluk ve tatmin kavramlarının öğretilen kavramlar olduğuna girebilirim. Öncesinde bu kavramların rölativitesi önemli diye düşünüyorum.

Her gün besinlerini düzenli olarak alan bir birey için, aman şükür bugün de besin aldık kavramı dini öğretiler, tarihteki kıtllıklar referans alınarak yapılan söylemler dışında pek karşılık bulan bir şey değil. Öte yandan aynı dini öğretilerde komşun açken tok yatamazsın vb. gibi mevzular mevcutken, bunun realizasyonu konusunda yaşadıklarımız bir kenarda dursun.

Vücudumuz tatmin konusunda o kadar subjektif ki, veledin biri kendisine alınan yat için demeç verebilip “anlayamazsınız” diyebiliyor. Hadi veletten yola çıkalım. Ağladın, sızladın, “çok duygulandın”, dünyaya geliş amacını gerçekleştirdin, vs. Bir süre sonra o tekne ne olacak? Yük. Bakımı yapılması gereken, marina kirası verilmesi gereken, bir süre sonra karaya çekilip yosunlarının temizlenmesi gereken bir yük olacak. Pek iyi… İlk paragraftaki tatminleriminizde, veletten ari süregelen bir şey var mı?

Zam aldın, enflasyonla eridi. Elektrik faturasını ödedin, önümüzdeki yıllarda ödeyebileceğinin garantisi var mı? Üniversiteyi kazandın. Bitti mi? Visayı aldın, orada mutlu olabilecek misin? Tahlil sonuçların iyi çıktı, kafanda kurduğun onca şeye değdi mi? Yoksa hep bir korku olarak mı kalacak? Bütün bunları yaşarken, senin olmayan “takımın” şampiyon oldu. Bağırdın çağırdın, ergen araba tularını attın, insanların hayatını sabote ettin ve o gün bununla gurur duydun. Süper über sevindin. “Takımının” umrunda mısın? Yatırımın süper kazandırdı. Bir sonraki aşama ne? Hep böyle kazandıracak mı? vs. vs.

Tatminler biraz saman alevi gibi, mutluluklar da öyle. Bizi biraz “güzel” hissettiyor ve bir süre sonra, tüketildikden sonra hop mazi… Mutlu olmak için yaşıyoruz değil mi? Pek iyi neden galatasarayın 1971’deki şampiyonluğunu halen kutlamıyoruz? Onu istatistiklerde sidik konusu yapmayı tercih ediyoruz. On yıl önce ödeyebildiğimiz elektrik faturasını ödeyebildiğimiz an kadar “şükür”le anmıyoruz. Medikal testlerimiz olumlu olduğunda, bir kaç yıl sonra neden yıldönümünü kutlamıyoruz.

Neden hayatta bu kadar saman alevi unsurları talep ediyoruz, hayatımız kadar değer verdiğimiz olgular için? Mutlu olmak, tatmin olmak, bu kadar rölatifken… Bize verilen referansa neden bu kadar talibiz? Düşünmek ister misiniz, yoksa hayat böyle “güzel” mi? Haa güzelse, yeni “güzel”lerle ne yapacaksınız?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir