Re-re-re Ra-ra-ra

Seviyoruz popülist argümanlarımızı… Kimi zaman bir spor takımı için, kimi zaman en faşist benliğimiz için…

Seviyoruz “başarının” yanında saf tutmayı, bir parçası sanıyoruz kendimizi o başarının, verilen kadar…

Bir topu en fazla üç kere sektirerek karşı tarafın sahasına düşürme başarısı, bir topu dikdörtgen bir sahada belirlenmiş kale denilen başka bir dörtgenin içinde bulundurma başarısı… Gurur duyuyoruz…

Dörtgenlerin içine top oturtma başarıdır, dursun. “Ölüm” diye haykıran bir tribüne neden kulak verip, sadece “tuttuğumuz” takım diye ölümle neden gurur duyarız? Nerede kaybettik biz bu terazinin şakülünü?

Küresel ısınma öldürecek deniyor, barcelona veya filenin sultanları rekor üstüne rekor kırıyor. Yaşasın! İşte bu! Ne oluyor, ekmek bulamayan, bulamamaya devam ettiği halde dünya bu ” sanal” unsurlarla kurtarılan bir dopamine bürünüyor.

Neyi kurguladık biz kendimiz için? Ülke için? Gezegen için? Şimdi nerede duruyoruz? Durduğumuz noktadaki her şeyi bir güzel hakkediyoruz.

Bir ideanın kaçıncı yılı olduğuna bakmadan, o ideanın kurguladıklarımızdan bağımsız sonuçları tartşılamıyorken, şakşakçı semboliklerin sonuçları ideanın kendisi olarak gösterilirken, cehalet sadece oy kullanarak “bak işte” diye meşrulaştırılırken…

Durduğumuz yere mecburen sıçıyoruz, bokumuzun üzerine bir bok daha yapacak “sanal” kavramları tribünden seçip hemen benimseyiveriyoruz. Bir daha sıçıyoruz, bokun lüleleri artıyor. Kulağımıza kadar gelen bok lülesinde “ülen bu boku yapanın” diye sıçana hayıflanırken, tam da bokumuzda boğulmak üzereyken o da ne: “Re-re-re Ra-ra-ra” bokta olimpik mega milli galaktik yüzme şampiyonluğu kazanmışız. E nefes olsun…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir