Evimden çıktım. Az süslenmedim değil. Yine de herkesin bana bakması beni biraz tedirgin etti. Herkes bana bakıyor mu? Ben mi kuruyorum. Ben daha önce bana bakan biriyle karşılaşmış mıydım? Bakılmak nasıl bir şey? Herkes bana bakıyor.
Çok uzatmadan iki yer fıstığı ve biraz marulla döndüm evime. Tuvaleti temizledim, duşa girdim, toz aldım biraz. Sonra aynada o güzelliği gördüm. Biraz saçları karışmış biraz terlemiş… Hemen düzelttim. Prensesim benim. Çok güzelsin şimdi.
Pencereden baktığımda kan gövdeyi götürüyordu. Barbarlar ne olacak… Marullarımı haşlamaya koyuldum. Koridordan oturma odasına geçerken yine bir güzellik belirdi. Kılları kirlenmişti biraz. Hemen duşa girdim. Ayna “mükemmelsin” diyordu saçlarımı yeniden tararken.
Manavı da öldürdüler geçenlerde kahrolası barbarlar. Marul tedariğim de bu noktada son bulmuş oldu. Tanrı tarafından doldurulan silolar sağ olsun. Yoksa ne yapardım. İki blok geride silo…
Bugün silonun çevresi kalabalık, dışarı çıkayım dedim. Bir kaç barbardan selam aldıktan sonra kan kokusuna dayanamadım. Döndüm evime. Toz aldım. Duş aldım. Ayna yanıltmadı. Evrenin güzeli halen karşımda. Acıktım.
Yine süslendim. Siloya doğru yarı tedirğin yola çıktım. Yine barbarlar… Onların patetik üreme ihtiyacına karşılık veremezdim. Döndüm… Ayna daha bir lezzetli artık. Ben de öyle… Çok güzelsin.
Bugün süslenmedim. Bir kapşon geçirdim. Ayna hemfikir olmasa da çok seksi gözüküyordum.Gizemli bir güzelliktim adeta. Siloya yaklaştıkça cesetlerin ne kadar çirkin olduğunu farkettim. Fıstıklarımı aldım. Evimdeyim.
Bugün fıstıklarımla daha güzelim. Hem ayna da hemfikir. Marul kadar güzelleştirdi beni bu fıstıklar. Korkmuyorum, benim gücüm güzelliğim. Oradan bir tel mi kalmış. Bir saniye…. Hemen geliyorum.
Fıstıklar yine bitti. Evi dört defa temizledim. Acıkmıyorum. Pencereden barbarları görüyorum. Yaralı ve yorgunlar. Henüz acıkmadım. Bir duşa girip geliyorum.
Bugün çok yorgunum. Ayna yok sayıyor yorgun halimi. Taş gibiyim. Yine de bir taranıp geleyim ben. Silo yolu bomboştu bugün, barbar artıklarını ve kanlarını saymazsak. Nasıl oluyor da hep dolu bu silo…
Yıkandım, temizliğimi yaptım. Tokalarımla aynadayım. Aman tanrım, yok böyle bir güzellik. Biraz yaşlansam ya… Ben yaşlanmasam da sanırıım şehir yaşlandı. Hiç ses yok.
Geç oldu uyudum. Duş sonrası ayna daha gururluydu. Tebessüm ettim “evet” dercesine. Marul tarlalarına kadar yürüdüm bugün. Kokuya katlanabildiğiniz sürece harika bir manzara. Bu cesetlerin aklına yıkanmak diye bir kavram geliyor mu acaba. Ayrıca çok kabalar. Günaydın ceset. Yok, tık yok. Tüm bildikleri kokmak.
Marul tarlası kurumaya yüz tutmuş Sağlam olanları toparlayıp döndüm eve. Fazla sessiz değil mi ya ayna? Neyse tanrı silosu işimizi görür, ne bileyim.
Bugün yeni bir arkadaşım oldu, Deniz… saçım bozuk olduğunda hemen düzeltiyor. Çok mutluyum onu tanıdığım için. Nihayet hayatımı anlayan birisi oldu. O da marulu seviyormuş, ama nafile. Tanrı fıstığı tek kalan. Tanrı fıstığı maceralarımızı anlatıp kikirder olduk her akşam. Deniz bazen ne olacak böyle diye hayıflanıyor, ben onu teselli ederdim fıstık fıkralarıyla. Bazen de o beni…
Kahrolası fıstıkları istemiyorum bugün. Deniz de beni görmek istemyor. Fıstık silosu halen dolu. Şehir boş. Bir Deniz… O da….
Yatağımdan zor kaltım bugün. Duş aldım, saçımı taradım. Koridora zor attım kendimi. Ayna ve Deniz eş zamanlı yaklaşıyordu bana. “Deniz” diye seslendim. Cevap yok.
Bugün kalkmak istemiyorum. Yatakta tarandım. Tanrı fıstıklarından atırştırdım. Yeter.
Bugün Deniz elini uzatarak kaldırdı beni, dağları doyuracak bir tebessümle, çok güzeldi: “Hadi eşek sıpası, yeter yattın” diyerek. Elini tuttum, mutluydum, gerisini hatırlamıyorum. Anılarımda anlamsız bir “25”.