Oy Vermediklerinize Vergi Vermek

Almak, vermek, oy almak, oy vermek, vergi almak, vergi vermek…

Demokrasi bir neo-faşizm aracı olmuş olabilir mi?

Şöyle bir senaryo ele alalım. Evime temizlik için bir insan evladı geliyor. Çok yoruluyor. Nefes nefese iş yapıyor. Parasını alıyor ve gidiyor. O gittikten sonra bir bakıyorsunuz, söz verdiği işlerin yarısı yapılmamış. Küvet, tuvalet temizlenmemiş, fırın, buzdolabı çekilmemiş, pamukçuklar uçuşuyor temizlik sonrası… Göstermelik bir yer/toz temizliği var ama… Neye üzüleyim bu durumda? O insana iş verdiğimize mi?, Söz verilenin uygulanmamasına mı? O insanın zamanının rölatif olarak benim zamanımdan daha “kıymetsiz” olmasına ve ona iş verebilmeme mi? Yoksa sözünde durmayan insanlara mı?

Bir araba tamircisi, bir marangoz, bir sigorta acentesi için de durum farklı değil. Uzman olmadığım bir iş için bir hizmet alıyorum, güvenmek istiyorum. Verdiğim paranın, ki bu benim için ve hakkıyla kazanan herkes için ömre tekabul ediyor, karşılığını almak istiyorum. O hizmeti verenin ise hakkını almasını istiyorum.

Devlet ve belediye kavramlarında ise durum değişik. Ben seçiyorum ya da seçilen bana dayatılıyor, aldığım hizmete karşın verdiklerim gayet tartışılır, üstüne üstlük neyi neden ödediğimiz belli değil. İtiraz hakkı demokrasilerde(!) mümkün. İtiraz edip de güce karşı koyamayan yargının varlığı tartışılır.

Eğitimi çürütülmüş, karın tokluğuna tamah eden bir toplumla, herkesin insanlık nazarında minimum refah sağlamaya çalışan toplumları arasındaki demokrasi nasıl aynı değilse, bir bireyin vergisini sorgulayamaması, güç öbeklerinin yargı üzerindeki etkisi, savaş çıkarıldıktan sonra, mülteciler konusunda her demokrasinin sınavı oldu sanırım. En “çağdaş”, en “modern” demokrasiler kendi iki yüzlülükleri ile sınandılar ki bir bir faşist liderler seçmeleri tesadüf olmasa gerek.

Kapitalizmin sıçtığı noktada “demokrasi” ile faşizmi diplomatik olarak uygulama ikiyüzlülüğü baki. Belki de buna proxy-faşism filan demek lazım bilemiyorum.

Vergiler vergiler… Almadan verme alturizmi… Hep sana hep sana… Çünkü kanun, çünkü demokrasi… Ne kadar yetkinler? Dünya çapında ne kadar yetkinler? FED vs. diğer kuşçular cemiyetlerine bakın… Çoğu avukat… “Ekonomi” is the new post truth…

Tesadüf değil. Herkes günü geçirirken, insanlar ömürlerini tükenirken, yaşamlar 23 cent, para basanlar yönetimde olduğu sürece… Yarın 22 cent olacak… 22 cent ondan sonraki gün çok az “değerde” olacak. Çünkü demokratik faşizmde yaşıyoruz. Üstelik bu eni konu her ülke için geçerli olacak, para bastıkları sürece… İnsana insan olarak bakamadıkları sürece… Ekonomi kavramının gezenin sürdürebilirliği olduğunu anlayamadıkları sürece… Onları seçtiğimiz, onlara vergi verdiğimiz sürece…

Nerede biz insanı 23 cent yaptık? Neden devam ediyoruz? İnsan hayatı bir para birimi midir? Neden para birimi yapılmaya çalışılıyor ve kısmen “başarılı” oluyor? Oy vermediklerimize vergi vermek zorunda olmayı bırak insanlıkla, kapitalizmin kendisiyle ne kadarı bağdaşabilir bu olgu?

Amerika her üç ayda 1 trilyon dolar borcuna borç katarken ve bu borcu ihraç ederken, covid dönemi ağır taktılar onu ayrı tutalım, hadi individualizmden, demokrasiden bir model gösterin. Lütfen…

Sanırım demokrasiler kendi iki yüzlülükleri ile, ihmal ettikleri insanlıkla, demokrasilerde neo-faşizmle yüzleşmek zorundalar. Bu faşizm 3. dünya savaşı mı çıkartır, yoksa üstün dünya ırkı mı bulur bilemem. Yeteri kadar tecrübemiz var. Var mı? Öğrendik mi hatalarımızdan? Yoksa zamanın faşizmine maruz kalanlarından yeni faşistler yaratmak mı oldu “başarımız”?

Benim ömrüm tükeniyor. Sizin de… Irklarımız da, inançlarımız da, itiklerimiz de farklı olacak. Orası kesin. Bunu hepimizin ve çocuklarımızın konforu/sürdürebilirliği için kullanmak varken, bu farklılığı yüceltmek, sorgulamak varken, birbirimizle iletişim kurmak varken, yarattığımız “politik” unsurlarda boğulmak ve birbirimize tam istenildiği düşman olmak elimizde.

Bu kadar “esir” olduysak sisteme, hadi yapalım… Dibin dibini de görelim. Belki, iyi ihtimalle, beş kuşak sonrasına “gerizekalılar” olarak tarihe geçeriz. Belki modern fanatikler olarak… Kim bilir… Sıçtığımız boka tapan, insan potansiyelini yok sayan, gücü kendi arasında yarattığı, sınırlarında boğulduğu, bu esnada gezegenin içine ettiği sanal güç nesnelerine tapan fanatikler olarak…

Ömrümün yetmeyeceği, insan için, gezegen için o kadar çok istediğim şey var ki… O kadar çok insan tanıyorum/biliyorum ki benden daha iyisini isteyebilecek yeterlilikte. Dünya çapında oy verdiklerimiz de vergi verdiklerimiz de o insanlar değil. Görünen o ki onlar kapitalizm hamurunda demokrasiyi kullanarak neo-faşizm peşindeler. Yaptıkları geri dönüşü olmayan borçlardan gari, sözünde durma, dürüst olma gibi bir çok kültürde yer almış güvenilirlik kavramını ismi değişen rüşvetlerle çözen sistemlere evriliyorlar. Gerçekle yüzleşmediğimiz sürece de doğa popomuzdan öpebilir/öpüyor. Kibar tabirle…

Mücadelenin insana karşı değil de sorun çözmeye odaklı olabileceği günlere, vergiye değil de ortak kaynaklarımıza odaklı günlere, karşıtlara değil de, kültürel zenginliklerimize, gezegenimize, çevremize, insana, hep birlikte sürdürülebilir bir itiğe mecbur olduğumuzu anlayabileceğimiz anlara, günlere, hayatlara, kültüre, bunun sisteme evrildiği bir yaşama…

Olmak istediğimiz yerdeyiz… Seçtiklerimizle, vergisini verdiklerimizle… Sevgiler…

(Görsel The Guardian’da Avustralya İşçi Partisi’nin geçmiş seçimlerde ölüm vergisi söylentilerinin sosyal medyada çarpıtıldığı yönünde eski bir makalesinden)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir