Bir gülümsersin, dünya değişir. Başka bir zaman gülümsersin, dünyanın kendi varlığından bile haberi olmaz. Gülümsersin, birinin dünyası değişir.
Menfaat denizinde olasılık hesapları yapıyor insanlar. Dünyayı gören yok henüz. Kimi zaman biri görse de ‘halüsinasyondur/rüyadır’ diyor ve geçiyor. Ne de olsa çevresindeki herkes ona ‘kara diye bir şey yok, deli saçması bu’ demiş. ‘Ama gerçekten gördüm, bakın işte orada’ dediğinde de ‘al işte bu da delirdi’ denilip sindirilmiş.
Duyguları ölüyor insanların, hisleri, en doğal şeyleri…. Herkesin kendi bir şeyleri… ‘Allah rahmet eylesin’ diyorlar ve bir kürek daha çekiyorlar, nereye gidiyorlarsa? Duygularımız ölüyor… Aşklarımız… Aşık olmak ile zavallı olmak arasında ince bir çizgi varmış. Aşkımız ölüyor o çizginin ne tarafında olduğumuzun farkına vardığımız anda. Peki kim umursar zavallı olmayı? Aşık olduğun insan ve senin dışında herkes. Umursadığın an aşk ölür değil mi? Öldürmelerine izin veririz. Kurallara uyar akıllı uslu dedirtiriz kendimize ve aşk ölür.
Doğallıktan uzaklaştığımız her adımda bir şeyler ölür aslında. Bir yerlerde… Bir şekilde… Bazen duygular, bazen insanlar, bazen bitkiler… Hep hep bir şeyler ölür. Denizdekiler her kürekte, her adımda katlederler bir şeyleri. Acıya alışmakla övünür olur insan. Izdırap gurur olur. Öyle bir girilir ki o denizin içine; boğulmaya ramak kala yaşanır, boğulmaya ramak kala ölünür. Aslında doğal ama unutulmuş her şey gibi…
Nerede bu insanların aslı? Her gün ilerlediğini söyler insan. Her gün biraz daha boğulmaya yaklaşır. Can havliyle küreklere sarılır sadece ne şekilde olursa olsun yaşamak uğruna. Çevresine bakamaz olur, kör olur. Böyle ölür insan.
Buz gibi biranın, sevgilinin göğsündeki sıcaklığının, evin terasından gün batımının, yeni bir şey bulmanın, gözlerin içine bakarak gülümseyebilmenin, hissedebilmenin hazzı kayıptır hep. Hep bahsederler, hep hep yoktur, azdır, anlatılır, gözler yaşararak ya da dalga geçilerek dinlenir. Her dalgada bir karın ağrısı var, bir mide bulantısı. Deniz tutuyor bu insanları.
Sen yine de gülümse. Hiç bir şey olmadı mı? Ben değişirim. Biz değişiriz. Bizler değişir. Yeter ki sen kaybolma denizlerde. Ya da bırak kürekleri benler çeksin. Bir gün karayı göreceğini umut ederek yaşa, unutacağına öyle yaşa. Hatta hayal et sadece, resimlerini yap tüm karaların. Yarat be güzelim. Yarattıkça güzelsin. Yarattıkça sensin sen.
Çevrendeki insanların hayallerine gülümse, yaşat onları, senin olsunlar. Hayalleri sahiplerinden çok daha değerli. Hayaller var eder her şeyi. Hayali varsa vardır her şey. Hayaller de ölür hep bu denizde. Hep hep, gülümse hayallere. Korkma hiç bilinmezliklerden. Bilinmezlikler hayal edilememiştir henüz.
Bu deniz gerçek değil, sadece inanmak istemiyor insanlar. Yaşamak ve boğulmamaya çalışmamak arasındaki fark gibi dünya ve insan. Acayip. Yaşamak isteyen ama yaşayamayanlarla/boğulmamaya çalışanlarla dolu bu deniz.
‘Kara göründü! ve ben aşık mı zavallı mı olduğumu hiç bir zaman bilemedim.’
Ya sen?
