İyi, kötü normlarını bir sağlam referansa oturtmuşuz gibi, bir de “pek temelli” ahlak kavramlarımız var. Rölatif kavramları tavuklara yem edesim var. Çıkacak yumurtalar insanların boğulduğundan daha iyi normlara vesile olabilir, bok içerisinde doğacak olsalar da o yumurtalar. Yaşadığımız gündem kompostu nefesinizi kesmiyorsa zaten boğulduğumuzun ispatına bir örnek evren katacaktır tecrübeleriniz.
Kültürel öğretilerden ari, nasıl hayatta kaldığımızın farkında mıyız? Ya da kendimizi tanıdığımızı iddia ettiğimiz kadar tanıyor muyuz? Ya da “kaynak” terimini nasıl algılıyoruz?
Aynı genleri paylaştığımız bir Polenazya toplumu nasıl oluyor da bizim, “ayıp”, “fetiş”, “taciz”, “ahlaksız” minvalinde tanımlayabildiğimiz “cinsel organlarını saklama” eyleminin farkında değiller? Neden o kültürde oluşmadı bu unsur?
Bir çocuğa penis ve vajina kavramlarını “kaka”, “ayıp” olarak öğrettikten sonra dünyanın bir yerinde bir toplumda bireyler fetiş kavramının dahi farkında değillerse, biz hakikaten nerde “sıçtık”? Ki bok insan ve bir çok primatın yaşamının sürdürülebilmesi konusunda bu kadar “mübarek” bir şeyken, neden küfür addeddik boku?
Kendimizi, türümüzü tanımadan, yetiştirildiklerimizle, bize ekilen korkularla, ayıplarla, dayatılanlarla, kendi ilkel sürdürülebilirlik anlayışını günümüz teknolojisine deforme etmeye çalışanlarla bir sistem kurmaya kalkarsak, sistemin sistemi kuranın rantı olması kaçınılmazdır. Ranta ihtiyacımız var mı? İnsan ömrü perspektifinde talep ettiğimiz kaynaklar o kadar ulaşılmaz mı? 7 milyar için, 8 milyar için…
İçine var olduğumuz teknolojide silah demesek, sınır demesek, millet demesek, ırk demesek, ve/veya herhangi bir dayatılmış sömürü aygıtı kullanmasak belki…Silahların gelişimi için harcadığımız kaynağı, gerek insan potansiyelini, gerek gezegeni, bu yönde kullansak kesin.
Herkesin temel ihtiyaçlarına kavuştuğu, fetusten itibaren abuse edilmediği bir 26 yıl geçiren bir toplum olmayı başarsak belki bir sonraki konuyu konuşabilecek durumda olacağız. Yine bunu talep edemiyoruz, çünkü önümüze sunulan paketlerde millet/vatan/ırk/vs. ayrıştırıcı unsurlar var, hep hep bir sanal tehdide muhtaç… Arada bir kaç on bin/yüz/milyon ölecek ki, bazen de bir, ibret-i alem olacak. Şu anda o ibret kavramı ile kaynaklarımızı, ki kaynaklarımızın en mühimi insan potansiyelini karşılaştırmak istemiyorum.
İnsanlık kaynaklarını, başta insanı, kısa vade normlara emanet ettikçe insan ömrü sadece bir para birimi olmaktan ibaret kalacaktır. Öğrenmedik, öğretmedik… Elitlik cinsel organlarımızın sıvazlanma potansiyelinden ibaret oldu. Biz buna para dedik, diyoruz. Kendimizi bilmeden… Satın alınabilecekler hapishanesine kendi imzamızla girdik, o hapishanede doğduk, o hapishanede büyüyoruz.
Hapishane ahlakı… İyi midir? Kötü müdür? Var mıdır? Diye düşünürken…
Sevgiler… Sanırım en çok buna ihtiyacımız var. O hapishane bir simulasyon, bir matrix… Kendimizi tanımamız gerekiyor kaçmak istiyorsak, çünkü hepimiz müebbet mahkumuz orada. Onu yapan jenerasyonlardan olsak da, ona doğsak da…
İnsan insan, gezegen gezegen… Norm norm…
Sevgiler…