Sevgiyi Ara(k)lamak

(Bu yazıda geçen ülkeler, kişiler, konjonktürler tamamen hayalden ibarettir ve gerçekle ilgisi yoktur. Hikayenin her nesnesi, zaman dilimleri tamamen kurgudur.)


Bugün X ülkeler topluluğu Y ülkesi için kredi notu vermiş. Y kredi notu üretime etki etmiş, X ülkeler topluluğundaki alfabetik karakterler panik yapmış: “Ay Y üretimi durduracak ne yapsak acaba? diye… Y sakince kredilere abanmış, borcuna borç katmış rölatif kredi notu kredi verilemeyecek hale gelene kadar. Y sakince kara para aklamış, enflasyonu artırmış, jeopolitik önermelerini ortaya koymuş vs. “Tamam demiş” X, “seni yok sayamıyorum, ama gözüm üzerinde ekonomisi uygulayacağız”. Bu sırada para basmaya devam etmiş X, senyoraj filan derken Y’ye uyguladığı kriterleri sorgular olmuş. Kendi enflasyonu sorgulanırken yatırımcılara hedef gösterme konusunda reklamlara başvurmuş… Reklam verenler ise X’lerin dövizini çöp yapmaya koyulmuş.

“Artık kırmızı başlıklı kız kurdu yer mi?” bire onbin vere dursun, güveneceğimiz “duraklara” hasret kaldık.

Ekonomik olarak stabilitenin bireylere yansıması… Bu stabilite bozulduğunda sözümona sistem içerisinde çözülmesi gereken sorunlar bir şekilde artıyor. Kiracı kirasını ödeyemediği için, ev sahibi kirasını alamadığı için, aç manav/pazar/fatura masrafını karşılayamadığı için.

1929’da işçi de vardı, işveren de, fabrika da vardı, makina da, sebze/meyve de vardı… Neden o buhran yaşandı? Balon hisse senetleri + enflasyon + panik satışlar + faiz değerleri + media… Bu unsurların üretilen marul miktarına etkisini ne zaman başardık? Marul varken, marul yok olabilir diye marulun fiyatını 100 katına çıkarıp eldeki marulları çürütmeyi nasıl icat ettik?

Bu kurgusal evrende, ülkeler para bastıkça enflasyon denilen adı konmamış vergilerini, sözde borçlarını ödememek üzerine toparlamaya devam edecek. İşin kötüsü enflasyon neye göre? Ne alacaksın, ona göre bade… Her “söz”, “güven”, “para birimi” erirken, yok olurken…

Arz taleple Woods’a kafa tutarak, Keynes’i zaten siktir ederek “BEN ve benim kurallarım” kafasıyla demokrasiyi icat ettik nihayet.

Taleplerimiz değişti.

Yazma itiklerimiz de.

Belli ki arzlar da değişmiş. Sevgilerimiz de…

Şu an bu evrende ne haykırılıyorsa zıttından ibaret gibi. Demokrasi faşizmin yanında, sosyalizm yok ve/veya liberalizmle el ele… Hayıflanlanılıyor bu ortamda, gençler politik değil diye. İnsan yokken politika tartışıladursun.

Gezegenin kaynaklarını sömürmek derken, yassı solucan gibi değil, en azından o bir şeyi bir şeye dönüştürüyor, insan kaynağını sömürmek de mevcut.

İnsan, gerçekten ekonomi kriteri midir? En yakın arkadaşımız/dostumuz yeterli “gelir” sağlamıyorsa ne kadar insandır?

Sevgilerimiz, “feasible” değilse ne kadar sevilebilirdir?

Devam edeceğim de içim bayıldı. Ay iyi ki böyle bir distopyada yaşamıyoruz.

“Şükür!”

Not: Ben de yazmadım.

“Sevgiyi Ara(k)lamak” üzerine bir yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir