Cinsiyet-ler Cinsellik-ler

Küçüklüğümüzden beri farkında olmadan bize öğretilen, benim toplumsal öğretiler dediğim, kavramlar var. Bu kavramların bir çoğu aslında biyolojik/doğal olarak insanda bulunmayan, sonradan yaratılmış ve yapay kavramlar. Çoğu da her ne hikmetse “etik” olgular, sahiplenme ve beğeniler/takdir edilme üzerine…

Örnek verelim netleştirelim: Hiç düşündünüz mü 90-60-90 ölçüleri neden “güzel”dir?  Veya neden elbiseler giyeriz? Tamam soğukken anlarım da yazın niye giyiniriz güneşin ızdırabında? Bir de üstüne klimaları çalıştırırız… Neden para vardır? Dünyanın tüm kaynakları verimli ve sürdürülebilir bir şekilde kullanıldığında 70 milyar insana (şu anki dünya nüfusunun yaklaşık 10 misli) 4000 yıl yetebilecekken? Neden bir çok şey aslında “çok saçma” iken varlığını sürdürüyor? Belli ki insanın temel ihtiyaçlarından/ gereksinimlerinden çok uzak yapay yapay kavramlar geliştirmişiz.

Mükemmel vücutlar

Cinsiyetler de peyderpey yapaylaştırılmış olgular. Evet biyolojik olarak farklılıklar var ki temelde doğal olan tek farklılıklardır. Herkesin bildiği herkeste var olan farklılıklar… Bu farklılıkların yanı sıra beynimiz de bu konuda o kadar farklılaştırılmış ki; toplum ne derse sorgulamadan onaylayıp, topluma karşı gelindiğinde “ayıp” der hale gelmişiz. “Oranı buranı açma ayıp, o erkekle evlenme yakışıklı değil hem parası da yok işi de, evlenmeden olmaz, beraber yaşa da millet de sana “orospu” desin, o çocuğu nasıl büyüteceksiniz evlenmeden?, gay?, aldatmak?, tek eşlilik, çok eşlilik, açık ilişkiler?”, ve daha nice ayıplar…

Neredeyse ayıp etmemek için yaşıyoruz. Peki nereden gelmiş bütün bunlar aslında doğamızda yokken? Nasıl olmuş da yaratmışız bunca yapay olguyu? Cevaplar uzun ve temelinde menfaat olgusu, itaatkar toplum düzeni ve bir insana hayatı boyunca uğraşacağı kurallar silsilesi vermek var. (Bu konulara sonraki yazılarımda detaylı değinmeye çalışacağım.)

Femen

Bir düşünün İstanbul’da yolda biri çıplak gezse ne olur? Ne olur gördük: femen üyelerinin ayasofya önündeki gösterilerinden sonra… Halbuki dünyanın öbür tarafına baktığımızda güney pasifik okyanusundaki polenezya adalarında insanlar çıplak yaşıyorlar. Ne gazeteciler geliyor, ne polis alıp götürüyor… İnsanlar orada 7/24 çıplak ve insanlar orada birbirlerinin poposu veya diğer fetişleri yerine birbirlerinin gözlerinin içine bakıyor. Temel fark onların cinsiyetlere ve cinselliğe bakış açısından kaynaklanıyor. Onlar bizler gibi cinselliğin/çıplaklığın vs. “ayıp” olduğu bir toplumda yetişmemişler. Cinsellik bir kıtlık kavramı değil onlar için. Onlar çıplak insanların, kadın veya erkek, fotoğraflarına ya da videolarına ilgi göstermiyorlar. Onlar sevişirken tüm vücutlarını okşuyor ve seviyorlar. Onlar cinsel zaferleriyle övünmüyor veya cinsel davranışlarını vurgulamıyorlar. Onlar yaşları geldiğinde seks ile tanışıyor ve bunu herhangi bir suçluluk duymadan, kimseye hesap vermeden veya bir fetişe sahip olmadan doğal olarak yapıyorlar. Sözüm ona “modern medeniyet”te  yapay cinsel kıtlıktan ve yapay ahlaki kavramlardan dolayı bozukluklar ortaya çıkıyor. Daha sonra da bu bozukluklar için yeni yeni “bozukluk giderme bozuklukları” yaratılıyor. Bakınız: genel evler, porno, vs. Merhaba! Bürokrasi gelişiyor: gelişen bürokrasinin ihtiyaçlarını karşılamak için…

Open Relationship

Gelelim eşliliğe… Tek mi çift mi çok mu? Nedir ölçüsü neye göredir? Eğer insan düşünebilen bir varlıksa, ve de doğal/içten sevebiliyorsa… Kim nasıl koyar bunun ölçüsünü? Yani ne hadle koyar? Cinsellik o kadar yapaylaştırılmış ve kıtlık konumuna getirilmiş ki sözüm ona “modern” medeniyette buna “tek eşlilik” deniyor. Bunun erkeği, kadını, gayi, transeksüeli, biseksüeli vs yok! Biriyle beraberken de illaki başka biri sevilir gizli gizli. Sevmek beyin gerektirdiği sürece bu yadsınır/gizlenir, ya da sana yaftayı takarlar bilinirse. Böylece aman dersin ben tek bir insanı seviyor gibi gözükeyim. Buradaki temel unsur bir insanı paylaşamamak ve hatta bir insanı sahiplenmektir. Özgürlük diye bağırıp sonra özel yaşantısında partnerini kölesi olarak görenlere duyurulur. Ey sahipler: Sevmek ayıp değildir, cinsellik ayıp değildir. Yeter ki içten/doğal olsun. İnsanları sahiplenmek olacak iş değil, bir insana “benim” demek… Toplumsal öğretiler o kadar kazınmış ki beynimize hemen hemen her sevgi sözcüğünde iyelik var: “Sevgilim (benim sevgilim), canım (benim canım), aşkım (benim aşkım), hayatım (benim hayatım: komikleşiyor), birtanem (benim bir tanem: Neden bir? Neden başka kimseyi sevmeme üzerinde bir ant içiliyor gereksiz yere?). Doğal olamıyoruz, kemikleşmişiz resmen. O kadar yapay o kadar plastikleşmiş ki beynimiz bu öğretilerle, sorgulamıyoruz bile. Hep bir tercih yapmak zorunda bırakılıyoruz toplum tarafından. Hep bir gereksiz asalet kovalamacası… Hep hep yapay… Ne olur içimizden geldiği gibi sevebilsek/paylaşabilsek istediğimiz her şeyimizi istediğimiz insanla? Aslında ne kadar “özgür” olduğumuzu hiç düşünüyor muyuz?

Evet hepsi absürt geliyor kulağa, toplumsal öğretiler sağ olsun… Ama neyin nasıl olması gerektiği konusunda en doğru kararın, bu toplumsal öğretilerden ve cinsiyetinizden sıyrılıp sadece bir insan olarak olayları sorguladığınızda farkına varacaksanız. Ve eminim sevdiğiniz birilerini kırmamak ya da incitmemek adına aynı öğretilerle devam edeceksiniz bile bile, çünkü onlar sizi hiç bir zaman özgür bırakmayacaklar, çünkü onlar toplumsal öğretilerden dolayı belki de bunları bir ömür boyunca düşünmeyecekler bile. Aman onlara bahsetmeyin: “Ayıp!”

 

 

 

“Cinsiyet-ler Cinsellik-ler” üzerine 6 yorum

    1. Teşekkür ederim Gürkan 🙂 Tam istediğim gibi olmadı aslında her ne kadar dağılmayım diye çabalasam da, yeniden okuyucunca biraz dağıtmışım konuyu 🙂 Sonraki yazıları daha güzel toparlamaya çalışacağım artık. İlgin ve zaman ayırdıyın için tekrar teşekkürler.

  1. Cok guzel ve olgun bir yazi olmus Levent. Kesinlikle diger yazilarini bekliyorum. Bir baska acidan dusunursek. Insan diger hayvanlar gibi kendi turunu devam ettirmek ister, dahasi kendi turunden daha once kendi bireysel genetik yapisini, bunun dogal bir sonucu olarak erkek kadini paylasmak istemez. Bu ahlaki kavramlari yaratma nedenimiz gercekte genetigimizi devam ettirme cabamiz olamaz mi? bilindigi gibi topluluk halinde yasamak hayatta kalma sansimizi ciddi olarak artirir. Simdi bu iki dusunceyi birlestirisek, toplumsal tabular koymak, hem toplumun devamliligini hemde bireyin genetik yapisini surdurme sansini artirir. Ama bu tabularin bizim yasam sansimizi artirmasi bunlarin dogru oldugu anlamina gelir mi?

    1. Teşekkür ederim Murat. İnsanlar “genetik olarak sağlıklı” bir eş seçip, insanlığın geleceği adına sağlıklı bireyler dünyaya getirmek için eşlerini sahiplenseler “bir hayvan” olarak anlaşılır bir durum olur. Ancak yedi sülalesi şeker hastası, insanlığın geleceği açısından kesinle ürememesi gereken insanlar, sadece toplumsal statü ve öğretiler nedeniyle eş olarak seçiliyor/sahipleniliyor. Sadece para sahibi olduğu için insanlar birbirlerini eş seçip sahiplenebiliyorlar. Bu kavramlar doğallıktan ne kadar uzak olduğumuzun başka bir göstergesi. Şahsen benim öyle bir “soyum devam etsin”, “benim kanımdan boy boy çocuklarım olsun” diye bir egom yok. Hatta hiç çocuğum da olmayabilir, yeter ki insanlığın iki kalem bilinçlenmesinde tuzum olsun. Bugün toplum sadece siyasi emeller için ensest ilişkilerde bulunup 8 çocuk yapma yarışında. Sadece ırkçılık ve misyon için insanlara şu kadar çocuk yapın diye telkinde bulunan bir toplumdan bahsediyoruz. Ben bu tip anlayışların hiç bir yerinde insanlığın geleceğinin güzel olmasını göremiyorum. Sadece ego ve kibir görüyorum. Toplumsal tabular/öğretiler gün ve gün hem dünyamızı hem insanlığımızı yok etmekle meşgul. Biz düşünen ve sorgulayabilen varlıklar olarak sadece türümüzün devamlılığı için bile bundan çok daha iyisini yapabiliriz. Ki dünyamızın ve doğanın sürdürülebilirliği aslında her şeyden önce geliyor.

      Toplumsal olarak hayatta kalma şansımızı artırmaya gelince; bu konu daha çok yine doğa ile olan barışıklığımızın artması ile doğru orantılı bir durum. İnsanlar olarak doğayı katletmeyi bırakıp teknolojiyi doğayı/doğamızı yeniler ve insanlığa hizmet eder bir şekle sokmadığımız sürece, menfaat ve çıkar toplum öğretilerine işlediği ve dünya üzerindeki her bireyin sadece kendisi için yaşadığı sürece, insanlığın sadece insanlığın gelişimi için çalışmadığı sürece her geçen saniye toplumsal olarak sonumuzu hazırlıyoruz Murat’çım. Özetle bu tabular bizi doğamıza karşı ötekileştirip bencilleştirmekten başka bir şey yapmıyor maalesef. Gelecek yazılarımda bunları detaylandırmaya çalışacağım elimden geldiğince. Bunlar naçizane yorumlarım. Teşekkür ederim tekrar ilgin, zamanın ve yorumların için.

    1. Teşekkür ederim, yazıyı yazdıktan yıllar sonra birinin vaktini ayırıp okuduğunu bilmek güzel bir his. Öte yandan yeni yazılar yazmamak ise bu bağlamda bir o kadar utanç verici… Halbuki düşünceler hep akıyor… Sanıyorum ki bu duyguyla empati kurabilirsiniz 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir