Levent Saatçı tarafından yazılmış tüm yazılar

I+

(Müzikle okunsun)

Güzel olan şey dudaklarının arasındaki kaos değil,
Belki dudaklarının kendisi,
Belki dudaklarının en suskun hali…
Sessizliğin huzuru bazen…
Belki beyninin ince kıvrımları…

Sana ne dersin?
Sen olmaya…
Birşeyler yapmak zorunda olmasak belki?
Kendimiz gibi sevsek filan…
Kendimizi bırakıversek bize…

Ne dersin?
Sen oluversen şimdi
Cevap versen filan…
Ya da sussan, saçların ve ellerin anlatsa göğsüme…

Sen oluversen şimdi
Düşünürüm, sen, sen oluversen şimdi,
Sonra biz oluverse sessizce…

Paradise or Oblivion

Venüs Projesi’nin Mart boyunca beklenen belgeseli 30 Mart itibarıyla yayınlandı. Kaynak bazlı ekonomiyi en basit şekilde her konuya özetle değinerek anlatan belgesel, mutlaka izlenilmesi ve paylaşılması gerekenler arasında.

Altyazılar için videonun alt kısmındaki “cc” tuşuna basıp açılan menünün sağ tarafındaki kırmızı kaydırma çubuğunu kullanarak Türkçe altyazıyı seçin.

İyi seyirler…

Cinsiyet-ler Cinsellik-ler

Küçüklüğümüzden beri farkında olmadan bize öğretilen, benim toplumsal öğretiler dediğim, kavramlar var. Bu kavramların bir çoğu aslında biyolojik/doğal olarak insanda bulunmayan, sonradan yaratılmış ve yapay kavramlar. Çoğu da her ne hikmetse “etik” olgular, sahiplenme ve beğeniler/takdir edilme üzerine…

Örnek verelim netleştirelim: Hiç düşündünüz mü 90-60-90 ölçüleri neden “güzel”dir?  Veya neden elbiseler giyeriz? Tamam soğukken anlarım da yazın niye giyiniriz güneşin ızdırabında? Bir de üstüne klimaları çalıştırırız… Neden para vardır? Dünyanın tüm kaynakları verimli ve sürdürülebilir bir şekilde kullanıldığında 70 milyar insana (şu anki dünya nüfusunun yaklaşık 10 misli) 4000 yıl yetebilecekken? Neden bir çok şey aslında “çok saçma” iken varlığını sürdürüyor? Belli ki insanın temel ihtiyaçlarından/ gereksinimlerinden çok uzak yapay yapay kavramlar geliştirmişiz.

Mükemmel vücutlar

Cinsiyetler de peyderpey yapaylaştırılmış olgular. Evet biyolojik olarak farklılıklar var ki temelde doğal olan tek farklılıklardır. Herkesin bildiği herkeste var olan farklılıklar… Bu farklılıkların yanı sıra beynimiz de bu konuda o kadar farklılaştırılmış ki; toplum ne derse sorgulamadan onaylayıp, topluma karşı gelindiğinde “ayıp” der hale gelmişiz. “Oranı buranı açma ayıp, o erkekle evlenme yakışıklı değil hem parası da yok işi de, evlenmeden olmaz, beraber yaşa da millet de sana “orospu” desin, o çocuğu nasıl büyüteceksiniz evlenmeden?, gay?, aldatmak?, tek eşlilik, çok eşlilik, açık ilişkiler?”, ve daha nice ayıplar…

Neredeyse ayıp etmemek için yaşıyoruz. Peki nereden gelmiş bütün bunlar aslında doğamızda yokken? Nasıl olmuş da yaratmışız bunca yapay olguyu? Cevaplar uzun ve temelinde menfaat olgusu, itaatkar toplum düzeni ve bir insana hayatı boyunca uğraşacağı kurallar silsilesi vermek var. (Bu konulara sonraki yazılarımda detaylı değinmeye çalışacağım.)

Femen

Bir düşünün İstanbul’da yolda biri çıplak gezse ne olur? Ne olur gördük: femen üyelerinin ayasofya önündeki gösterilerinden sonra… Halbuki dünyanın öbür tarafına baktığımızda güney pasifik okyanusundaki polenezya adalarında insanlar çıplak yaşıyorlar. Ne gazeteciler geliyor, ne polis alıp götürüyor… İnsanlar orada 7/24 çıplak ve insanlar orada birbirlerinin poposu veya diğer fetişleri yerine birbirlerinin gözlerinin içine bakıyor. Temel fark onların cinsiyetlere ve cinselliğe bakış açısından kaynaklanıyor. Onlar bizler gibi cinselliğin/çıplaklığın vs. “ayıp” olduğu bir toplumda yetişmemişler. Cinsellik bir kıtlık kavramı değil onlar için. Onlar çıplak insanların, kadın veya erkek, fotoğraflarına ya da videolarına ilgi göstermiyorlar. Onlar sevişirken tüm vücutlarını okşuyor ve seviyorlar. Onlar cinsel zaferleriyle övünmüyor veya cinsel davranışlarını vurgulamıyorlar. Onlar yaşları geldiğinde seks ile tanışıyor ve bunu herhangi bir suçluluk duymadan, kimseye hesap vermeden veya bir fetişe sahip olmadan doğal olarak yapıyorlar. Sözüm ona “modern medeniyet”te  yapay cinsel kıtlıktan ve yapay ahlaki kavramlardan dolayı bozukluklar ortaya çıkıyor. Daha sonra da bu bozukluklar için yeni yeni “bozukluk giderme bozuklukları” yaratılıyor. Bakınız: genel evler, porno, vs. Merhaba! Bürokrasi gelişiyor: gelişen bürokrasinin ihtiyaçlarını karşılamak için…

Open Relationship

Gelelim eşliliğe… Tek mi çift mi çok mu? Nedir ölçüsü neye göredir? Eğer insan düşünebilen bir varlıksa, ve de doğal/içten sevebiliyorsa… Kim nasıl koyar bunun ölçüsünü? Yani ne hadle koyar? Cinsellik o kadar yapaylaştırılmış ve kıtlık konumuna getirilmiş ki sözüm ona “modern” medeniyette buna “tek eşlilik” deniyor. Bunun erkeği, kadını, gayi, transeksüeli, biseksüeli vs yok! Biriyle beraberken de illaki başka biri sevilir gizli gizli. Sevmek beyin gerektirdiği sürece bu yadsınır/gizlenir, ya da sana yaftayı takarlar bilinirse. Böylece aman dersin ben tek bir insanı seviyor gibi gözükeyim. Buradaki temel unsur bir insanı paylaşamamak ve hatta bir insanı sahiplenmektir. Özgürlük diye bağırıp sonra özel yaşantısında partnerini kölesi olarak görenlere duyurulur. Ey sahipler: Sevmek ayıp değildir, cinsellik ayıp değildir. Yeter ki içten/doğal olsun. İnsanları sahiplenmek olacak iş değil, bir insana “benim” demek… Toplumsal öğretiler o kadar kazınmış ki beynimize hemen hemen her sevgi sözcüğünde iyelik var: “Sevgilim (benim sevgilim), canım (benim canım), aşkım (benim aşkım), hayatım (benim hayatım: komikleşiyor), birtanem (benim bir tanem: Neden bir? Neden başka kimseyi sevmeme üzerinde bir ant içiliyor gereksiz yere?). Doğal olamıyoruz, kemikleşmişiz resmen. O kadar yapay o kadar plastikleşmiş ki beynimiz bu öğretilerle, sorgulamıyoruz bile. Hep bir tercih yapmak zorunda bırakılıyoruz toplum tarafından. Hep bir gereksiz asalet kovalamacası… Hep hep yapay… Ne olur içimizden geldiği gibi sevebilsek/paylaşabilsek istediğimiz her şeyimizi istediğimiz insanla? Aslında ne kadar “özgür” olduğumuzu hiç düşünüyor muyuz?

Evet hepsi absürt geliyor kulağa, toplumsal öğretiler sağ olsun… Ama neyin nasıl olması gerektiği konusunda en doğru kararın, bu toplumsal öğretilerden ve cinsiyetinizden sıyrılıp sadece bir insan olarak olayları sorguladığınızda farkına varacaksanız. Ve eminim sevdiğiniz birilerini kırmamak ya da incitmemek adına aynı öğretilerle devam edeceksiniz bile bile, çünkü onlar sizi hiç bir zaman özgür bırakmayacaklar, çünkü onlar toplumsal öğretilerden dolayı belki de bunları bir ömür boyunca düşünmeyecekler bile. Aman onlara bahsetmeyin: “Ayıp!”